Türkiye’de sokaklar uzun zamandır alarm veriyor.
Artık en küçük tartışmalar bile bir anda bıçağa, sopaya, silaha uzanıyor; sonuç ise çoğu zaman geri dönüşü olmayan kayıplar oluyor.
Halk arasında “hırto terörü” diye adlandırılan bu tablo, aslında çok daha derin bir sorunun, cezasızlık düzeninin sokağa yansımış hâlidir.
Kuralsızlık sıradanlaştıkça, kabalık cesaret buluyor.
Trafikte, okul önünde, parkta, mahalle arasında…
“Yan baktın” iddiası, bir insanın hayatına mal olabiliyor.
İstanbul Güngören’de, aralarında çocukların da bulunduğu iki grup arasında çıkan ve yalnızca bu gerekçeye dayanan kavgada 17 yaşındaki Atlas Çağlayan’ın hayatını kaybetmesi, artık hiçbirimizin “bana olmaz” diyemeyeceğini acı bir şekilde gösterdi.
Daha da vahimi şu: Evladını toprağa veren aileler, acılarını yaşarken bir de tehdit ediliyor.
“Bu davadan vazgeçin, yoksa sizin de canınız yanar” cümlesi, bugün bazı mahallelerde fısıltı değil, aleni bir korku aracına dönüşmüş durumda.
İşte tam bu noktada mesele yalnızca sokak kavgası olmaktan çıkıyor; mesele, devletin caydırıcılığı meselesi hâline geliyor.
Bu olaylar neden artıyor?
Çünkü faillerin aklında ortak bir düşünce var: “Nasıl olsa başıma bir şey gelmez.” “En fazla birkaç yıl yatar çıkarım.”
Cezasızlık algısı, şiddeti besliyor; hukukun tereddütlü duruşu ise zorbalığı cesaretlendiriyor.
Bugün Türkiye’nin ihtiyacı olan şey, süslü açıklamalar ya da geçici tepkiler değil…
Sıfır tolerans ilkesinin kararlılıkla hayata geçirilmesidir.
Küçük görülen sokak suçları, tehditler ve zorbalıklar görmezden gelindikçe, yarının cinayetlerine davetiye çıkarılmaktadır.
Bu noktada El Salvador’da çete şiddetiyle mücadele için uygulanan CECOT hapishanesi modeli, bire bir kopyalanacak bir sistem olmaktan çok, önemli bir uyarı niteliği taşımaktadır.
Orada verilen mesaj nettir: Suç işleyen, mutlaka bedel öder. Hızlı adalet, kaçınılmaz ceza ve devletin kararlı duruşu, şiddeti “bir seçenek” olmaktan çıkarmıştır.
Elbette Türkiye bir hukuk devletidir ve insan hakları vazgeçilmezdir.
Ancak hukuk devleti olmak, sokak terörüne göz yummak anlamına gelmez.
Tam tersine vatandaşın can güvenliğini sağlamak, devletin en temel görevidir.
Unutulmamalıdır ki suçluya gösterilen hoşgörü, toplumun tamamına yönelmiş bir zulme dönüşür.
Atlas Çağlayan’ın adı, yalnızca bir haber başlığında kalmamalıdır. Bu isimler, bize şunu hatırlatmalıdır: Sokaklar korkakların değil, hukukun olmalıdır.
Eğer devlet hızlı, net ve caydırıcı bir tutum sergilerse, “yan bakma” gerekçesiyle mezarlıkların dolduğu bu karanlık tabloyu değiştirmek mümkündür.
Aksi halde kaybettiklerimizin sayısı, yazdığımız köşe yazılarından çok daha hızlı artmaya devam edecektir.
Vali Çağatay göreve başladı