Karabük Net Haber’de kameraman olarak görev yapan Ali Aslankaya kardeşimle Karabük’te son dönemde art arda yaşanan intihar vakalarının toplumda oluşturduğu derin kırılmayı konuşurken, meseleyi yalnızca bir “haber başlığı” olmaktan çıkarıp daha geniş bir toplumsal okuma ihtiyacını hissettiğimiz için, kısmen hazırladığım bu köşe yazısını sürdürme kararı aldım.
Son bir ay içerisinde Karabük’te peş peşe gelen intihar haberleri artık bireysel trajedilerin ötesinde toplumsal bir sorunun habercisi olarak görülmelidir.
Dün, 21 yaşındaki bir gencin, iki gün önce Eflani’de bir köyde yaşayan bir vatandaşın, geçtiğimiz haftalarda farklı yaş ve meslek gruplarından insanların yaşamlarına son vermesi tesadüf değildir.
Her olayın kendine özgü nedenleri olabilir. Ancak aynı zaman diliminde benzer sonuçların ortaya çıkması, toplumun genel ruh halini sorgulamamızı gerektiriyor.
Sosyologlar, intiharı yalnızca bireyin psikolojik durumu üzerinden açıklamaz.
Fransız sosyolog Emile Durkheim, 1897 tarihli intihar adlı eserinde, intiharın yalnızca bireysel psikolojik veya biyolojik bir durum olmadığını, aynı zamanda toplumsal bağların zayıflamasıyla doğrudan ilişkili olduğunu ortaya koymuştur.
İnsanlar kendilerini yalnız, dışlanmış, değersiz veya geleceksiz hissettiklerinde risk artmaktadır.
Bugün Karabük’te ve Türkiye’nin birçok kentinde yaşanan tam da budur.
Ekonomik zorluklar her geçen gün artıyor. Gençler eğitim alıyor ancak gelecek konusunda umut bulmakta zorlanıyor.
Çalışanlar geçim derdiyle mücadele ediyor. Emekliler yaşam standartlarını korumaya çalışıyor. Aileler ise artan hayat pahalılığı karşısında ayakta kalma mücadelesi veriyor.
Ancak mesele yalnızca ekonomi değildir.
Bir başka tehlike de giderek yalnızlaşan bir toplum haline gelmemizdir.
Eskiden mahalle kültürü vardı.
İnsanlar birbirinin derdini bilir, komşusunun kapısını çalardı.
Bugün aynı apartmanda yaşayan insanlar birbirlerinin isimlerini bile bilmiyor.
Sosyal medya üzerinden yüzlerce kişiyle bağlantı kuruyoruz ama gerçek anlamda konuşabileceğimiz insan sayısı giderek azalıyor.
Özellikle gençler büyük bir görünmez baskı altında yaşıyor.
Sürekli başarılı, mutlu görünmek ve bir şeylere zorundalar.
Başarısızlık hissi, gelecek kaygısı ve yalnızlık duygusu birçok genci sessiz bir çıkmaza sürüklüyor.
Buna son yıllarda hızla yayılan kumar ve bahis bağımlılığı da ekleniyor.
Kolay para kazanma hayaliyle başlayan süreçler kimi zaman ağır borç yüklerine, aile içi sorunlara ve derin psikolojik çöküşlere dönüşebiliyor.
Toplumun önemli bir kısmı bu tehlikenin boyutlarını hala yeterince konuşmuyor.
Karabük’te son dönemde yaşanan ölümlere baktığımızda ortak bir tablo görüyoruz.
İnsanlar yalnızlaşıyor, umutlarını kaybediyor ve çoğu zaman yardım istemeden sessizce mücadele ediyor.
Oysa intihar kararı çoğu zaman anlık bir dürtünün sonucu değildir. Arkasında uzun süren bir yorgunluk, çaresizlik ve görülmeme hissi vardır.
Çoğu insan son ana kadar anlaşılmayı bekler.
Karabük’te son bir ayda yaşanan kayıplar sadece birkaç ailenin acısı değildir. Bu kayıplar hepimize verilmiş bir toplumsal uyarıdır.
Yerel yönetimlerden eğitim kurumlarına, sivil toplum kuruluşlarından medya kuruluşlarına kadar herkes bu konuda sorumluluk almak zorundadır.
En önemlisi psikolojik destek hizmetlerinin yaygınlaştırılması, gençlere yönelik sosyal projelerin artırılması, bağımlılıkla mücadelenin güçlendirilmesi ve en önemlisi insanların birbirine yeniden dokunabildiği sosyal bağların kurulması gerekiyor.
Elbette bugün kaybettiklerimizin ardından üzülüyoruz ama bize düşen yarın kaybedeceklerimizi kurtarmaktır.
Yüzlerce öğrenci şenlikte doyasıya eğlendi